TEDAVİ MEKANİZMASI

Herkes Gordion'daki düğümü nasıl açabileceği üzerinde düşünedururken İskender kılıcını çeker ve düğümü keser. Tedavide de bir dönem gelir ki, konuşmak ya da dinlemek yerine, hasta eyleme geçmeye teşvik edilir ve kazandığı içgörüyü kararlı girişimlere dönüştürmesi beklenir (Mosak ve Dreikurs, 1973).. Adler ekolünde terapistin genellikle belirli teknikleri uygulaması beklenirse de, iyi bir terapist, tedavide ortaya çıkan durumlara göre, bu teknikleri kendine özgü bir biçimde yorumlayıp uygulayabilir. Terapist, insanların teknik ve stratejiden daha önemli olduğunu hiçbir zaman unutmamalıdır. Bunu dikkate almayan terapist, her şeyi en "doğru" biçimde uyguladığı halde hastasıyla gerçek bir ilişki kuramaz. Adler'in terapisti, kendisini gizlemeyen, saygınlığını koruma kaygısında olmayan ve yanlışını kabul edebilen, gereğinde kendine gülebilen, yürekli, insanlarla ilgilenen, olağan ve gerçek bir insandır. Hasta, terapistin temsil ettiği değer yargılarını benimseme ve yansılama eğiliminde olduğundan, terapistin bu nitelikleri hastanın toplumsal ilgi geliştirebilmesinde ona örnek olur (Mosak, 1967). "Keşke bunu yapabilecek güçte olsam!" Hastanın tedavide sıklıkla yinelediği sözlerden biridir (Adler, 1963). Böyle durumlarda terapist, hastaya, gelecek hafta süresince, "yapabilecekmişçesine davranmasını" önerir. Hasta çoğu kez bu öneriye karşı çıkarak, kendisi değişmedikçe göstereceği davranışların gerçekten kendisine ait olamayacağı görüşünü savunur. Terapist ise ona, yeni bir davranış biçimini denemenin rol yapmaktan farklı bir durum olduğunu anlatmaya çalışır. Bazen insan şık ve pahalı bir giysi içinde kendisini farklı hissedebilir ve farklı davranabilir, dolayısıyla farklı bir insan olur. Tedavi süresinde hasta içgörü kazandıkça yanlış davranışlarını da görmeye başlar. Bazen olayı yaşadıktan sonra, bazen ise olayı yaşamaktayken eski davranış örtüntülerini yinelediğinin farkına varır. Ancak, giderek geç kalmamayı öğrenir ve yanlış bir davranışa geçmek üzere olduğunu önceden fark ederek yanlışlarını tekrarlamamaya çalışır. Bireysel psikolojide bu tekniğe, "kendini yakalama" denir. Ancak hasta, kendisini böyle bir durumda yakaladığında suçlanmamak ve kendisine gülebilmelidir (Drei- kurs, 1961). Tedavide kimi hasta, olumsuz duyguların tutsağı olduğundan ve bu duyguları zihninden uzaklaştırmanın elinde olmadığından yakınır. Böyle bir durumda terapist, hastaya geçmişten hoş bir anısını zihninde canlandırmasını ve bu anıya ilişkin duygularını tanımlamasını ister. Sonra hastadan, kendisini üzmüş, küçük düşürmüş ya da kızdırmış olan geçmiş bir yaşantısını çağrıştırması ve bu olaya ilişkin duygularını değerlendirmesi istenir. Bundan sonra hasta birinci anıyı yeniden canlandırır. Bu tekniğe, "otomatik düğme" denir ve amacı, hastaya dilediği duyguyu ve düşünceyi oluşturmanın kendi isteminde olduğunu, duygularının tutsağı değil, yaratıcısı olduğunu göstermektedir. İnsan kendisini çöküntüde hissediyorsa, çöküntüde olmayı kendisi seçmiş demektir. Otomatik düğme tekniğinde amaç, hastaya kendi varlığına egemen olma gücünün kanıtlanmasıdır (Mosak ve Dreikurs, 1973). Tedavi ilerledikçe hasta, kendi gerçek varlığını hissetmeye ve yaşamına daha etkin bir biçimde katılmaya başlar. Tedavinin son dönemlerinde, "Bak işte buna aklım yattı", "Şimdi ne yapmam gerektiğini biliyorum", "Sandığımdan daha kolaymış" gibi tepkiler sıklıkla gözlemlenir (Mosak ve Dreikurs, 1973). Kendini tanımış olmanın oluşturduğu güven ve iyimserlik duygusu, yaşam sorumluluğunun giderek artan bir istekle ve korkusuzca üstlenilmesiyle sonuçlanır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlenemiyorum !

Yanlış Kişiye Aşık Olmak

Twitch in Asi Lideri Baş verir Dost Satmaz Jahrein Kimdir ?