RÜYALAR

Freud, rüyaları kişinin geçmişteki sorunlarına çözüm arama çabası olarak yorumlamıştır. Buna karşılık Adler, rüyaları geleceğe yönelik bir sorun çözme etkinliği olarak değerlendirir (Mosak ve Dreikurs, 1973). Adlercilere göre rüya, gelecekte girişilmesi tasarlanan eylemlerin bir provasıdır. Örneğin, eğer bir girişimimizi ertelemek istiyorsak, ona ilişkin görmüş olduğumuz rüyayı ertesi sabah hatırlamayız. Belirli bir eylemden vazgeçme eğilimindeysek konuya ilişkin korkulu bir rüya görerek kendimizi ürkütürüz. Rüyalar bu yönden "Dejavu" (*) olgusuna benzetilebilir. Tasarladığımız bir yaşantıyı düşlemlerimizde önceden canlandırmak, o durumu gerçekten yaşadığımızda duyacağımız gerilimi azaltır. Bu nedenle Adler rüyaları, "duygu fabrikası" olarak nitelemiştir. Tedavide rüyaların çözümlenmesiyle yetinilmeyip amaçları da araştırılır. Rüyalar, sorunların yüzeye çıkması ve hastanın hangi doğrultuda hareket ettiğinin belirlenmesi bakımından tedaviye yön verici bir değer taşır (Adler, 1964-b). 8) İçgörü: Adlerci terapistler, duygusal içgörü biçiminde bir ikiliği kabul etmezler. Diğer ekollerin çoğu tarafından benimsenmemiş olan ve davranışlarda beklenen değişikliğin oluşabilmesi için önce içgörü kazanılması gerektiği biçimindeki yaklaşımın tedaviyi uzattığına inanırlar. Tedavi odasındaki tartışmalar sonucu kazanılan içgörü, bazı hastaların değişikliği ertelemek için daha çok "hastalanmalarına" ve kendi varoluşlarını hissettirmeyi öğrenecekleri yerde, dış dünyaya kapanarak yalnız kendileriyle ilgilenmelerine neden olabilir. Böylece hasta, yaşam sorumluluklarını üstlenmeyi içgörü kazanıncaya dek erteler (Mosak ve Dreikurs, 1973). Adlerci psikologlara göre içgörü, yapıcı eyleme dönüşebilen bir anlayıştır. Hasta, ancak geleceğe yönelik girişimleri içinde davranışlarının amaçlarını değerlendirebilir ve yanlış algılamalarını fark edebilir. Düşünsel içgörü, "yaşam oyunu"nun yerini "tedavi oyunu"nun almasına ve hastanın tedavide "evet-ama" "evet, ne yapmam gerektiğini biliyorum, ancak ......" oyunlarını sürdürmesine neden olur (Adler, 1964-b). Yorumlama ve Diğer Teknikler İçgörü kazanılması yorumlama tekniğiyle gerçekleştirilir. Terapist, dinlediği ve gözlemlediği her şeyin, hastanın günlük ilişkilerinin, rüyalarının, düşlerinin, davranışlarının ve hasta- terapist ilişkilerinin yorumunu yapar. Ancak tüm bu verilerin, nedenlerinden çok amaçları yorumlanır. Yorumlar, tanımlamaya değil eyleme, bilgi edinmeye değil uygulamaya yöneliktir. Yorumlar aracılığıyla terapist, hastaya yaşamını nasıl sürdürmeye çalıştığını gösteren bir ayna tutar ve aksak yaşam biçiminin sürdürülmesinde, geçmişle şimdiki zaman arasındaki ilişkinin rolünü ona göstermeye çalışır (Dreikurs, 1961). Terapist yorum yaparken hastayla şakalaşabilir ya da örnekler vererek açıklama yapabilir. Yorumlar ya doğrudan ya da, "Acaba şöyle olabilir mi?.." biçiminde dolaylı olarak yapılabilir, bazen de söz konusu durumun hasta tarafından yorumlanması beklenir. Adlerci terapist, hastayı zayıf bir varlık olarak nitelendirmediği için, yorumların doğru zamanlanmaması, yeterince açık olmaması ya da abartılması gibi aksaklıklar yalnızca teknik bakımdan önem taşır, hastada yaratacağı etki yönünden üzerinde pek durulmaz. Adlerci terapist de Freud gibi, hastanın kendisine bağımlılık geliştirmemesine özen gösterir. Uygulamada terapist, hastaya seçenekleri gösterir, ancak seçimi ona bırakır. Bu yaklaşım hastanın terapiste değil, kendisine inanç geliştirmesini sağlar. Öte yandan, gerektiğinde, terapist hastaya önerilerde de bulunabilir. Ancak bu öneriler, genellikle hastayı kendine yön verme çabalarında destekleme amacına yöneliktir Adler, hastasını gerçek bir "hasta"dan çok, yüreksiz bir kişi olarak ele aldığı için, onun umut düzeyini yüksek tutmaya ve kendisine olan inancını güçlendirmeye büyük önem verir. Böylece hasta, "yürümeye çabalarken düşerse" dünyanın sonunun gelmeyeceğini tedavi süresince öğrenir. Terapist, hastanın dünyaya bakış açısının değişmesine neden olur ve yaşama daha iyi anlam verebilmesine katkıda bulunur. Ancak, hastasıyla mantık tartışmasına girerek ona mantıksızlığını kanıtlamaya çalışmaktan kaçınmalıdır. Çoğu zaman kendine özgü "psikolojik" bir mantık kullanan hasta, bu tür yaklaşımları kolaylıkla etkisiz kılar. Adlerci terapistler psikodramayı ve özellikle "boş iskemleye konuşma" tekniğini sıklıkla kullanırlar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlenemiyorum !

Yanlış Kişiye Aşık Olmak

Twitch in Asi Lideri Baş verir Dost Satmaz Jahrein Kimdir ?