PSİKOTERAPİ SÜRECİ

Analitik psikoterapi, hastanın dünyasına ilişkin her türlü obje ve durumları içerir. Tedavi seansını dinleyen biri, hastanın, parasal durumundan kaynanasıyla olan çekişmesine, işyerindeki bir arkadaşı hakkında çıkan söylentilerden en son izlediği bir sanat olayına kadar akla gelebilecek her türlü konunun tartışıldığına tanık olabilir. Analitik tedavide temel kural, "her türlü psikolojik Çözümleme duygusal yaşantılar üzerine yapılır; düşünce yoluyla anlayış kazanma yetersiz bir yöntemdir." Bu tanımın amacı, düşünce yoluyla içgörü kazanmayı küçümsemek değil, ruhsal gerçekliği duygusal olarak yaşamanın önemini vurgulamaktır. Analitik tedavi, hastayla terapist arasında etkin bir etkileşim biçimini içerir. Eğer transferansa ya da hastanın gelişimine yararı olacağına inanırsa, terapist, bazı duygularını, yaşantılarını ve hatta rüyalarını hastasıyla paylaşabilir. Bu etkileşimin sınırı terapistin sağduyusuna ve isteğine bırakılmıştır. Tedavi saatinin ortamı, ciddi bir tartışmadan karşılıklı şakalaşmaya değin her türlü duygusal durumu içerebilir. Terapist, hastasına öneride bulunabilir, ona bir şeyler öğretebilir, duygularını yansıtabilir ve ona destek olabilir. Önemli olan o anda yaşanılan duyguların özümsenmesidir. Analitik psikoterapide kullanılan bir diğer araç da, yukarıda tanımlanan ilkeler göz önünde bulundurulmak koşuluyla yapılan yorumlardır. Yorumlama, tedavi süresince elde edilen verilere, hastanın farkında olmadığı bağlantıları görebilmesini sağlamak amacıyla açıklık getirmektir. Analiz sürecinin temel amacı, bilinçdışındaki olguları bilinç düzeyine çıkarabilmektir. Bu amaca ulaşabildiği oranda hastanın davranışlarında da değişme gözlemlenir. Hastanın fenomenolojik dünyası açıklığa kavuştuktan sonra sıra rüya yorumlarına gelir. Rüyalar analitik psikoterapinin merkezini oluşturur. İnsanlar rüyalarını hatırlayabilme konusunda farklılık gösterirler. Çok seyrek rastlanmakla birlikte, hiçbir rüyasını hatırlamayan insanlar da vardır. Ancak tedavide rüyalara tanınan önemin hasta tarafından da fark edilmesi, rüyalarını hatırlamakta güçlük çeken kişilerin bellek gücünde giderek bir değişmeye neden olur. Bir rüyayı anlayabilmek için en iyi yol, onu bir dram seyrediyormuşçasına izlemektir. İyi tasarlanmış bir tiyatro oyununda, önce fiziksel ve psikolojik bir ortam hazırlanır, oyunun duygusal tonu hissettirilir ve ortaya çıkacak çatışmalar hakkında ipuçları verilir. Bu aşama sergileme diye adlandırılabilir. Bundan sonra bunalım durumu gelişir ve çatışma ortaya çıkar. Sergileme aşamasında verilmiş olan ipuçlarına ilişkin durumlar tüm yönleriyle belirlenir ve dram yaşanmaya başlanır. Daha sonra ortaya bir çözüm konur; bazen bu, olayların çıkmaza girmesi biçiminde çözümü olmayan bir son da olabilir. Yukarıdaki örüntü, rüya, düş ve sanat yapıtları gibi, tüm bilinçdışı ürünlere uygulanabilir. Rüyaların açıklanması konusunda klasik psikanalizle analitik psikoloji arasındaki en önemli fark, bastırma kavramını içerir. Freudcu yaklaşıma göre rüyaların içeriği bilinçdışına bastırılmış anı ve duygulardan oluşur. Bu görüşe göre, rüyadaki gerçek dram, rüyanın içeriği olarak tanımlanır ve gerçek bunun gerisinde aranmalıdır. Jung, rüyalara fenomenolojik bir biçimde yaklaşır. Rüyanın dramı, simgesel biçimde anlatım bulan bilinçdışı olgulardır. Bunlar, gizlenmiş ya da bastırılmış olgular değil, kendilerini ortaya koymaya çalışan süreçlerdir. Freud'la Jung arasındaki bu kavram farkı, anlambilimsel (semantik) nitelikten öte, rüyaların nasıl yorumlanacağı konusundaki uygulama farklılıklarını da içerir. Genellikle, kişiye rüyasındaki bir simgenin kendisine neleri çağrıştırdığı sorulur. Bu simgenin bir tekerlek olduğunu varsayarak, kişi, tekerleğin kendisine bir otomobil, otomobilin ise çocukluk yıllarındaki bir oyuncağı anımsattığını söyleyebilir. Birbirini izleyen anılar dizisi sürdürüldükçe giderek rüyadaki gerçek simgeden, yani tekerlekten uzaklaşılır. Eğer rüya gören kişi çağrışımlarını dikkatli bir biçimde sürdürmekteyse, sonunda, can sıkıcı duyguları içeren bir noktaya ya da komplekse ulaşılır. Örneğin, bu duygular kişinin annesiyle ilgili bazı önemli sorunlarına ya da ergenlik döneminde geçirmiş olduğu eşcinsel bir yaşantıya ilişkin olabilir. Kuşkusuz, elde edilen bu bulgu pskiyatrik soruşturmanın doğal bir parçasıdır, ancak söz konusu rüya ile artık pek ilişkisi de kalmamıştır. Belki bir başka noktadan da başlansaydı aynı sonuca gelinebilirdi. Buna karşılık, analitik psikoloji, bu rüyada bilinçdışının kullandığı simgenin, bir otomobil değil de bir tekerlek olduğu gerçeğine büyük önem tanır. Öyle olsaydı, hasta rüyasında doğrudan bir otomobil görmüş olurdu. Ama bu yaklaşım, otomobile ve çocukluk dönemine ilişkin çağrışımı önemsememe anlamına da gelmez. Çünkü bir çağrışım, çoğu kez rastlantısal olmayan bir bağlantıdır. Çağrıştırılan obje, çocukluğunda sahip olduğu bir oyuncak otomobil ya da bindiği bir tren olabilir. Bu uygulama, rüyadaki cansız eşyalardan insanlara kadar her simgeyi ve rüyada yer alan tüm önemli olayları içerir. Böylece, rüyanın çağrışım içeriği ortaya çıkarılır. Ancak, yorumlamanın yeterli olabilmesi için, aydınlatıcı bazı açıklamaların da yapılması gerekir. Açıklama bir objeyi olduğu gibi ele alır. Örneğin, rüyasında bir lamba gören biri bunu erkek kardeşiyle çağrıştırabilir. Ancak gerçekte lamba karanlıkta ışık veren bir nesnedir. Bunun gibi, bir kalem, rüya gören kişiye erkek üreme organını çağrıştırabilir. Oysa kalem öncelikle bir yazı yazma aracıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlenemiyorum !

Yanlış Kişiye Aşık Olmak

Twitch in Asi Lideri Baş verir Dost Satmaz Jahrein Kimdir ?