OTTORANK

Otto Rank'ın psikoterapi kuramı tarihinde oldukça seçkin bir yeri vardır. Ancak, psikoterapi alanına katkıda bulunmuş olan diğer araştırıcılara oranla, Rank'ın yaklaşımı oldukça felsefi ve bilimsellikten uzak sayılabilir. Kullandığı felsefi ve artistik dil, yapıtlarının sistemli düşünme alışkanlığında olan kişiler tarafından anlaşılabilmesini güçleştirir. Ayrıca, çalışmalarının belirli bir düzen izlediği de söylenemez. Otto Rank, Adler ve Jung gibi, psikanaliz kuramının gelişmeye başladığı ilk günlerde Freud'un çevresinde oluşan ve bu alanda etkinliği olan grubun önde gelen bir üyesiydi. Diğerlerinden farklı olarak bir tıp doktoru olmayan Rank'ın öğrenim ve ilgi alanları, mühendislik, felsefe, psikoloji, tarih ve sanat konularını kapsıyordu. Güçlü bir içgörü yeteneğine sahip olduğu bilinen Rank, çok az sayıda kişiyle yakın ilişki kurabilmiş, oldukça yalnız bir insan olarak tanımlanır (Taft, 1958). Gençlik yıllarında ailesinin isteğini yerine getirebilmek amacıyla ticarete atılmış, daha sonra istediğinin bu olmadığına karar vererek işini bırakıp tek başma yaşamaya başlamıştı. Yokluk içinde geçen bu dönemde Rank, kendisini yoğun bir biçimde okumaya vermiş, özellikle Schopenhauer ve Nietzsche'nin çalışmalarından etkilenmişti. Bu etki sonraki yıllardaki yapıtlarında oldukça belirgindir. Ancak, bu yapıtlarda kullandığı dilin oldukça güç anlaşılır olması, düşüncelerinin yayılmasını ve yandaş bulabilmesini engelleyen önemli bir etmen olmuştur. Kişisel çabalarının ürünü olan ve 1900'lerin başlangıcında artist kişiliği üzerine yazdığı bir makale Freud'un ilgisini çekmiş ve Freud, Rank'ı, psikanalizin kültürel alanlara doğru oluşturduğu uzantıların öncüsü saymıştı. Üstelik Rank'm üniversite öğrenimi yapabilmesi için her türlü imkânı da sağlamıştı. Freud'un kişiliğinde, daha önceki yaşamında yoksun kalmış olduğu güçlü koruyucuyu bulan Rank için bu ilişki, huzurlu bir dönemin başlangıcı olmuş ve aynı yıllarda, mutlu başlayan bir evliliği de gerçekleştirmişti. Rank, öğrenimini tamamladıktan sonra bir süre Amerika'ya gitti ve dönüşünde Freud'la arasındaki kişisel ve bilimsel ilişkiler giderek bozulmaya başladı. Bunun başlıca nedeni, Rank'ın giderek Freud'dan farklı görüşler geliştirmeye başlamasıydı. Özellikle doğum sarsıntısı konusundaki görüş ayrılığı ve tedavide geliştirdiği yeni teknikler Freud tarafından hiç de olumlu karşılanmamıştı. Nitekim daha sonraki yıllarda Rank, kullandığı tedavi tekniği için, psikanaliz yerine psikoterapi terimini kullanmaya başlamış ve klasik psikanalizi temelinden ve şiddetli bir biçimde eleştirmiş, kendi kavramları da Freud cu grubun eleştirilerine hedef olmuştur. Freud'dan ayrıldıktan sonra tekrar Amerika'ya giden Rank, Philadelphia'ya yerleşti. Philadelphia ve New York'taki sosyal hizmet okullarında dersler verdi ve psikiyatrik sosyal hizmet kavramının gelişmesinde etkin bir rol oynadı. Freud'dan ayrıldıktan sonra özel yaşamında mutsuz bir dönem geçiren Rank, sonunda eşinden de ayrıldı. Ardından sekreteriyle evlendiyse de, bu evlilikten birkaç ay sonra öldü. Amerika'da yaşadığı yıllarda öğretici olarak fazla ilgi görmemişti. Seminerlerinde az sayıda dinleyici bulunurdu. Buna karşılık ve kullandığı dilin okuyucu için yarattığı güçlüklere rağmen, yapıtları, pskiyatrik sosyal hizmet, psikoterapi, danışmanlık ve eğitim alanlarında oldukça etkili olmuştur. Rank'ın öğretisi, kökenini, kendi kişiliğinden ve yaşantılarındaki çeşitli kaynaklardan almıştır. Örneğin, Rank'ın felsefe alanında yapmış olduğu çalışmalar geliştirdiği kuramı önemli ölçüde etkilemiştir. Kendi davranışlarını gözlemlemedeki aşırı duyarlığı ve kişisel içe bakış yeteneği düşüncelerinin en önemli belirleyicileri olmuştur. Rank, nevroz kavramının en iyi biçimde anlaşılabilmesi için, yaratıcı kişilerin incelenmesi gereğini ısrarla savunmuştur. Aslında, Rank'ın psikolojiye ilgisi de "artist" kavramını incelemesinin bir sonucu olarak gelişmiştir. Rank'ın sonraki görüşlerinin oluşumunda psikoterapi alanındaki kişisel deneyimlerinin de rolü olmuşsa da, kilinik çalışmaları ayaktan tedaviye gelen hastalarla sınırlanmış olduğu için, geliştirdiği kuramlar da belirli nevroz türleri için geçerli sayılır. Rank'ın çeşitli tarihlerde yazdıkları arasında birbiriyle çelişkili görüşlere de rastlanmakla birlikte, yapıtlarına egemen olan bazı ortak öğeler kolayca seçilebilir. Rank'a göre, duygular ve düşünceler insan davranışlarının başlıca belirleyicileri ve denetimcileridir. İnsan, çevresiyle etkin bir ilişki içindedir ve davranışları, rastlantısal olarak karşılaştığı olaylar dizisine gösterdiği tepkilerle sınırlanamaz. Davranışlara kişinin içinden yön verilir. Rank'a göre, insanlar tepki geliştirecekleri olayları ve gösterecekleri tepkileri kendileri seçerler. İstekleri ve amaçlarına göre çevrelerini kendileri yaratır ve biçimlendirirler.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlenemiyorum !

Yanlış Kişiye Aşık Olmak

Twitch in Asi Lideri Baş verir Dost Satmaz Jahrein Kimdir ?