KİŞİLİĞİN GELİŞİMİ

İnsan, yaşamına ayrımlaşmamış bir bütün olarak başlar. Yaşam sürdürüldükçe, kişiliğin her bir sistemi diğerlerinden farklılaşmaya başlar. Ayrıca, her bir sistem de kendi içinde ayrımlaşmaya uğrar. Jung, bu gelişim sürecini bireyleşme (individuation) olarak adlandırmıştır. Döllenmiş yumurtanın bir insan yavrusuna dönüşmesinde olduğu gibi, her ilkel yapı karmaşık bir yapıya dönüşür. Karmaşıklık, bir yapının kendisini çeşitli ve farklı biçimlerde ortaya koyabilmesi anlamına gelir. Yeni gelişmekte olan egonun bilinç dünyası oldukça sınırlıdır. Bireyleşmesini sürdürdükçe dünyayı daha ayrıntılı bir biçimde algılamaya, çeşitli düşünceler arasındaki üstü kapalı ilişkileri seçebilmeye ve bilinçli eylemlerini zenginleştirmeye başlar. Bireyleşmenin gelişmesi, insanın daha iyi simgeler araması ve daha kapsamlı boşalım yolları kullanmasıyla belirlenir. Bir bebeğe doyum sağlayan ninniler ve oyuncaklar, bireyleşmiş bir yetişkine yetmez. Edebiyat, sanat ve toplumsal kurumlar gibi daha karmaşık simgeleştirmeye (symbolization) ihtiyaç duyar. Bireyleşme doğuştan var olan özerk bir süreçtir, dış uyaranlar olmaksızın da gelişir. Ancak, sağlıklı bir bireyleşme için, kişiliğin gerekli yaşantılara ve eğitime ihtiyacı vardır. Bunlardan yoksun kalan kişiliğin gelişimi de aksar. Örneğin, Jung'un da belirttiği gibi, çağdaş dünya gölge arketipinin bireyleşmesine gereğince imkân sağlamaz. Çocuğun hayvansal içgüdülerini yaşamak istemesi, genellikle ana-babasının ceza önlemleriyle karşılanır. Oysa ceza, gölgenin yok olmasına değil, bastırılmasına neden olur. Kişiliğin bilinçdışı bölgesine itilen gölge, orada ilkel ve bireyleşmemiş bir durumda kalır. Arada bir bastırılma engellerini aştığında yıkıcı ve patolojik biçimlerde ortaya çıkar. Çağdaş savaşların vahşi ve sadist yöntemleri, pornografik yayınlardaki açık saçıklık, bireyleşmemiş gölgenin eylemlerine örnek oluştururlar. Kişiliğin bireyleşebilmesi için bilinçli durumda olması gerekir. Eğitimin amacı bilinçsiz olanı bilinçli duruma getirmektir. Eğitim, boş bir kabı doldurmak değil, kişide esasen var olan şeylerin gelişimini sağlamaktır. Sağlıklı bir gelişim için, kişiliğin her bir bölümünün bireyleşmesine eşit imkânların sağlanması gerekir. Kişiliğin bir bölümünün ihmal edilmesi, o bölümün normaldışı biçimlerde ortaya çıkmasına neden olur. Bir diğer bölümün aşırı gelişmesi (şişmesi) dengesiz bir kişiliğin oluşumuyla sonuçlanır. Örneğin, toplum beklentilerine katı bir biçimde uyması beklenmiş ve kendi seçimlerini yapmayı öğrenememiş bir çocuk, şişmiş bir persona geliştirir. Böyle bir insan canlılıktan ve doğallıktan yoksundur ve toplumun bir robotu durumuna gelir. Bazen birbiriyle çatışma durumunda da olabilen kişilik sistemlerinin bütünleşimi (integration) için ilk aşama, kişiliğin tüm yönlerinin bireyleşebilmesidir. İkinci aşama, kişiliğin birbirine karşıt eğilimlerini birleştirmeyi içerir. Bireyleşme süreci gibi birleştirici işlev de doğuştan vardır ve ben arketipinin oluşumunu sağlar. Bireyleşme ve bütünleşme farklı aşamalar oldukları halde, kişiliğin gelişim süreçlerinde birlikte var olurlar ve kişinin kendini gerçekleştirebilmesi için çaba gösterirler. Örneğin, bir adamın erkeksi yönleriyle animasının bütünleşmesi, onun bazen erkek, bazen kadın gibi davranacağı anlamına gelmez. Tam karşıtı, kadınlarla başarılı ilişkiler sürdürebilmesini sağlar. Toplumsal Etmenlerin Rolü Diğer araştırmacılar gibi Jung da, gelişim süreçlerini etkileyen toplumsal etmenler üzerinde durmuştur. Jung'a göre, yaşamının ilk yıllarında çocuğun ayrı bir kimliği yoktur ve psişesi de ana-babasının psişelerinin yansımasından oluşur. Bundan ötürü, ana-babanın ruhsal sorunlarının çocukta yansılanması da kaçınılmaz bir durumdur. Jung, tedavi amacıyla izlediği çocukların rüyalarının, kendilerinden çok ana-babalarına ilişkin konulan içerdiğini gözlemlemişti. Çocuk okula başladığında, ebeveyniyle özdeşiminde bir çözülme başlar. Bu dönemde, ebeveynin çocuğa karşı aşırı koruyucu tutumlarını sürdürmesi, onun yerine karar vermesi ve onu yeni deneyimlerden alıkoyması çocuğun bireyleşmesini zedeler. Bireyleşme sürecine zarar veren tutumlardan biri, ana ya da babanın kendi kişiliğini çocuğa zorla kabul ettirmeye çalışması ya da kendisinde eksik bulduğu yönleri çocuğun geliştirmesini bekleyerek, çocukta ego şişmesine neden olmasıdır. Örneğin, içedönük bir ebeveyn, çocuklarının da kendileri gibi olmasını ya da tam karşıtı, dışa dönük olmasını bekleyebilir. Çocuğun gelişiminde anne ve babanın rolü farklılıklar gösterir. Erkek çocuğun annesiyle geçirdiği yaşantılar animasının, babasıyla ilişkisi ise gölgesinin nasıl gelişeceğini belirler. Anne ve baba birlikte, çocuğun personasının gelişiminde etkili olurlar. Çocuğun gelişimi üzerinde, eğitimciler de ebeveyni kadar, hatta bazen onlardan daha çok etkili olurlar. Jung, öğretmenlerin, çocuğun kendisini tanımasını ve bilinçdışını bilinçlendirebilmesini sağlayabilecek bir biçimde eğitilmeleri gereğini savunmuştur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlenemiyorum !

Yanlış Kişiye Aşık Olmak

Twitch in Asi Lideri Baş verir Dost Satmaz Jahrein Kimdir ?