AŞAĞILIK DUYGUSU

Her insan belirli biçimde işleyen bir fiziki yapıyla dünyaya gelir. Ancak, insanlar fizyolojik donanım yönünden farklılıklar gösterirler. Adler bu farklılıkları, zekâ gerilikleri dışında, fazla önemli bulmaz. Ona göre, her insan kendisi için gerekli olan her şeyi yapabilir, farklılıklara karşın önemli olan, bireyin kendi donanımıyla neler yapabildiğidir. Adler bu görüşlerini açıklarken, bedensel eksiliği olan kişilerin durumunu sıklıkla vurgulamış, organ eksikliği başlığı altında, doğuştan var olan çeşitli sakatlıklara geliştirilen tepkileri incelemiştir. Konjenital kalp hastalıkları, kısa boyluluk, ileri oranda görme bozuklukları, fizyonomik kusurlar, bazı hastalıklara yapısal eğilim vb. durumlar çoğu kez kalıtsal kökenlidir ya da doğuştan vardır. Adler'e göre önemli olan, böyle bir bedensel kusurun biyolojik niteliğinden çok, kişinin bu durumu nasıl karşıladığı ve onun yaşamını nasıl etkilediği hususudur. Organ eksikliğine karşı yapıcı tepki geliştirmiş kişiler arasında, kekemeliğini ödünleme çabası sonucu ünlü bir konuşmacı olan Demosten, aksayan bacağına karşın spor tarihine olağanüstü başarılarla geçmiş olan ünlü koşucu Nurmi sayılabilir. Buna karşılık, örneğin bazı kekeme kişiler, bu özürlerini, eksikliklerine karşı geliştirdikleri saygınlık kazanma düşlerini sürdürebilme amacıyla kullanırlar. Böyle bir kişi, eğer kekeme olmasaydı ne denli üstün bir varlık olabileceğini düşler. Bu düş, özürünün yarattığı eksiklik duygularını ödünlemede ona yardımcı olur. Freud ve izleyicileri kekemeliği, id'den gelen içgüdüsel dürtülerin ağız bölgesinde doyum araması sonucu oluşan ruhsal bir davranış örüntüsü olarak açıklar. Adler için bu tür bir işlevsel kusur ancak, yukarıdaki örneklerde belirtildiği gibi, saygınlık kazanma çabasında ya da eksiklik duygularının ödünlemesinde bir odak noktası haline geldiği zaman önem kazanır. Odak noktası her zaman Demosten örneğinde olduğu kadar bilinçli değildir. Bilinçdışında okula gitmekten korkan bir çocuk, sabahları kusabilir çünkü midesi onun en zayıf organıdır. Freud'un izleyicileri Böyle bir olguyu bir savunma mekanizması türü olarak yorumIar. Adler ise aynı olayı ruhsal bir gerilim durumunun zayıf bir organda yansıması olarak değerlendirir. Adler ayrıca, "organların dilinden" söz eder. Örneğin, kusma durumları, çocuğun çoğu kez farkında olmadığı ve kabul etmediği korkunun bir anlatımıdır. Böyle bir çocuğun mide sorununu sürekli bir belirti durumuna getirmesi ya da getirmemesi, onun yaşama karşı geliştirdiği genel tutumuna bağlıdır. Burada önemli olan, çocuğun bedensel zayıflığından çok, duruma geliştirdiği tepkidir. Çocuk, güçlü yetişkinler arasında yaşayan çaresiz bir varlıktır. İnsan doğa güçlerine, hatta bazı hayvan türlerine oranla da zayıf bir varlıktır. Bundan ötürü, her insanın varoluşunda eksiklik duygusu bulunur. İnsan, çocukluk dönemlerindeki durumu ve sonraki yıllarda da evrenle olan ilişkisinden ötürü yaşamına normal bir çaresizlik içinde başlar. Yaşamı boyunca, daha önce kendisine egemen olan insanlar ve doğal güçler üzerinde üstünlük kurmak ve gücünü kanıtlamak için çaba gösterir. Bir başka deyişle, "kusursuz", bir varlık olmaya çalışır. Freud da yaşamının ilk dönemlerinde çocuğun kendini çaresiz hissettiğinden söz eder. Ancak, Adler'e göre bu durum, sonraki yaşamdaki davranışların temel belirleyicisidir. Çocukluk döneminin çaresizliği, insanda normal olarak var olan eksiklik duygusunun ve bu duygunun sonucu ortaya çıkan üstün ve kusursuz olma güdülerinin biyolojik kökenidir. Adler her insanın yaşamına "yoğun eksiklik duygularıyla başladığı görüşünü savunur. Bu duygular evrenseldir, herkeste vardır ve bundan ötürü "normal" sayılmalıdır. Bu duygular değişmez ve bireyin ölümüne dek varlığını sürdürür. Birçok insan böyle bir duygunun varlığını kabul etmek istemez. Çünkü, eksiklik toplumsal ölçütlere göre arzu edilmeyen bir durumdur. Ne var ki, insan kendisiyle ilgili değerlendirme yaptığı durumlarda eksiklik duygularıyla yüzleşmek zorunda kalır. Benzer değerlendirmeler ve bunun sonucu yaşanan duygular çocuk için de söz konusudur. Eksiklik, can sıkıcı bir duygu olmakla birlikte, olumlu bir acıdır da. Boşalım arayan bir gerilim durumuna benzer. Özetle, eksiklik duygusu insanın kendisini yetersiz bir varlık olarak algılaması ya da düşünmesi ve buna eşlik eden gerginlik ya da tedirginlik gibi olumsuz duygulardan oluşur. Eksiklik bazı durumlarla yüz yüze gelindiğinde fark edilir ve davranışları güdüleyen bir güç olarak bireyin eyleme geçmesini sağlar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlenemiyorum !

Yanlış Kişiye Aşık Olmak

Twitch in Asi Lideri Baş verir Dost Satmaz Jahrein Kimdir ?